Babam, halam ve amcam arasında geçiyor ve ben ağzım açık dinliyorum;
Hani çok da lazım olmayan birisi aranacak,
babam: Ben ararım tamam.
halam: Seninki turkcell, vodafone çok yazar. Ben ararım.
amcam: Seninki her yöne bedava mıydı?
Şu yaşımdayım, hala hangi operatörde hangi kampanya var bilmem. Turkcell'i ben zengin ediyorum galiba :/
halam: Değil ama vodafone'dan vodafone az tutuyor.
Kanlarında var; hani eski toprak, kıtlığı, yokluğu görmüş derler ya, cidden böyle bir güç var. Çevremde böyle düşünen üç arkadaşım olsaydı, şimdiye Turkcell batmıştı. Belki de batmamıştı. Yaşamadan bilemeyiz.
anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14.11.10
31.8.10
Bir Soru Bir Yazı
Bugün hiç tanımadığım biri en mutlu olduğum anımı sordu. Böyle tanımadığım kişilerden bir soru gelince kendimi "niye?", "en mutlu anım önemli mi?", "bilsen ne değişecek?" gibi yargılayıcı sorular içinde buluyorum. Neyse konum bu değil zaten. Hiçbir okur da bunla ilgilenmez zaten.
Sözkonusu soruya güzel cevap yazacaktım aslında; çok da güzel giriş yazdıydım. Her şey hazırdı ama tek bir eksik vardı. Benim en mutlu anım neydi ki? Kendimi mutlu hissettiğim bir çok olay vardı, hatta bir kısmı da yakın zamanda bunların. Ama en mutlusu? Yakın geçmişte olmadığını biliyordum. Orta yakın geçmişte ise olabilecek birkaç şey vardı ama onlar da çerçeveletilip duvara asılmıştı. Zaman en çok da mutlulukları eskitiyor... Uzak geçmişi de ben hatırlamıyorum zaten. Yani, insanın hatırlayacağı bir en mutlu anısı olmuyor.
Şimdi diyeceksiniz ki, anılar içindeki insanlarla değil, sana kalanıyla güzeldir diye. Öyle değil. Bakın geçmişinize. Sizin de vardır, eskimiş, solmuş, yenisi gelince bir kenara atılıp unutulmuş; unutuldukça hayatımızın en köhne kısımlarına çekilmiş anılar. Eski fotoğrafları bile zip'leyip saklıyoruz sonuçta...
Lafı nereye getiriyorsun diye kendi kendinize soruyorsunuzdur. Ya da sormuyorsunuzdur. Başka seçeneğiniz yok maalesef. Bakın şu anda istatistiksel olarak %50'nizin ne düşündüğünü biliyor oldum. Hani kimse kimseyi anlayamazdı!? Neyse konu yine bu değil. Diyorum ki, nasıl şu anda en mutlu anımı seçemiyorsam, hayattaki son günümde de bunu yapamayacağım. Karım ile geçirdiğim bir gün mü? İlk çocuğum mu? İlk torunum mu? Çocuklarımın kerevetini gördüğüm gün mü? vs vs... Bir sürü anının arasında en mutlusu olmayacak. Belki de insan dediğimiz bizlerin laneti budur. Belki de refleks olarak yaşama sebebimiz, en mutlu anımızın hiçbir zaman olmayacak olmasıdır. Bugün yaşadığımızın en mutlu anımız olarak kalmasını ne kadar istesek de bunun gelip geçici olmasıdır. Belki de sırf bu yüzden insan anı yaşamalıdır; en mutlu anına en yakın an şu an yaşadığı andır! Kim bilir?!
Herkes kendi bilir tabii ki. Benim yok, sizin varsa elbette bilemeyeceğim.
http://fizy.com/#s/15oo8u
Sözkonusu soruya güzel cevap yazacaktım aslında; çok da güzel giriş yazdıydım. Her şey hazırdı ama tek bir eksik vardı. Benim en mutlu anım neydi ki? Kendimi mutlu hissettiğim bir çok olay vardı, hatta bir kısmı da yakın zamanda bunların. Ama en mutlusu? Yakın geçmişte olmadığını biliyordum. Orta yakın geçmişte ise olabilecek birkaç şey vardı ama onlar da çerçeveletilip duvara asılmıştı. Zaman en çok da mutlulukları eskitiyor... Uzak geçmişi de ben hatırlamıyorum zaten. Yani, insanın hatırlayacağı bir en mutlu anısı olmuyor.
Şimdi diyeceksiniz ki, anılar içindeki insanlarla değil, sana kalanıyla güzeldir diye. Öyle değil. Bakın geçmişinize. Sizin de vardır, eskimiş, solmuş, yenisi gelince bir kenara atılıp unutulmuş; unutuldukça hayatımızın en köhne kısımlarına çekilmiş anılar. Eski fotoğrafları bile zip'leyip saklıyoruz sonuçta...
Lafı nereye getiriyorsun diye kendi kendinize soruyorsunuzdur. Ya da sormuyorsunuzdur. Başka seçeneğiniz yok maalesef. Bakın şu anda istatistiksel olarak %50'nizin ne düşündüğünü biliyor oldum. Hani kimse kimseyi anlayamazdı!? Neyse konu yine bu değil. Diyorum ki, nasıl şu anda en mutlu anımı seçemiyorsam, hayattaki son günümde de bunu yapamayacağım. Karım ile geçirdiğim bir gün mü? İlk çocuğum mu? İlk torunum mu? Çocuklarımın kerevetini gördüğüm gün mü? vs vs... Bir sürü anının arasında en mutlusu olmayacak. Belki de insan dediğimiz bizlerin laneti budur. Belki de refleks olarak yaşama sebebimiz, en mutlu anımızın hiçbir zaman olmayacak olmasıdır. Bugün yaşadığımızın en mutlu anımız olarak kalmasını ne kadar istesek de bunun gelip geçici olmasıdır. Belki de sırf bu yüzden insan anı yaşamalıdır; en mutlu anına en yakın an şu an yaşadığı andır! Kim bilir?!
Herkes kendi bilir tabii ki. Benim yok, sizin varsa elbette bilemeyeceğim.
http://fizy.com/#s/15oo8u
20.8.10
Öyle Bir Anı
2007 yılı mayısının son günleri, belki biraz daha öncesi, bilemezsiniz.
o yılın ayrı bir önemi vardı benim için. neyse, finaller yaklaşırken, ara sınavlar yeni bitmişken ve hazır şenlikler de başlamışken yeşil vadide forum ekibinin hacettepe üyeleri olarak mangal yapma kararı almıştık. yaptık da zaten. yeşil vadiyi bilmezsiniz çoğunuz o yüzden iki sözcük de yeşil vadi için edeyim. güzelliği dillere destan beytepe kampüsü'nün içinde yer alan bir nevi vaha. cidden öyle görmeniz lazım. çoğunuz göremeyecek ama sorun değil, daha güzel yerler de var. sorgun göleti'ndeki gümüşserviyi görmelisiniz mutlaka mesela.
| sorgun göleti, ankara |
mangalımızı yaptıktan sonra, akşamki göksel ve manga konseri için festival alanına geçtik. göksel'i çok severim ben zaten. festival alanı da ilk defa o yıl kullanıma açılmıştı. çimlerin yerini hiçbir zaman doldurayamayacak, o ayrı. bir şarkı dinledik, iki şarkı dinledik ama eksik bir şeyler vardı; ne en iyi arkadaşım eğlenebiliyordu ne de ben. bir insanla belli bir samimiyete ulaştığınızda, sadece bakarak bile çok şeyi anlayabilirsiniz. öyle bir şey oldu yine. ikimiz de bir şeylerin yanlış olduğunu anladık. bıraktık konseri ve dertleşmek için city center'a geçtik. rakı masasında dertleşmek nedir ancak gördüklerim kadarıyla anlatabilirim ama kahve dertleşmek için icat edilmiş bir içecek onu biliyorum. o sevgilisinden ayrılmış, ben sevgilimle olmayacak bir sebepten tartışmış ama birbirimizin eğlencesi yarım kalmasın diye ikimiz de bundan birbirimize bahsetmemişiz. tartışmaların olmayacak sebepten olması hep iyidir, unutmayın. ya ciddi bir sebepten olsaydı diye sorun kendinize. o tartışma yapılacaktır mutlaka, o yüzden olmayacak sebepten olması daha iyidir. güya sınav zamanı ve gelememişler. hep öyle olur zaten! neyse yine. geçenlerde biri formspring'te sormuştu; işte cevabım, dostluklar böyle ediniliyor. dost, mutsuzluğunu paylaşacak birinin olması demek değil sadece, aynı zamanda mutsuzluğunu uygun zamanında paylaşmayı bilecek kadar seni düşünen kişidir. hem unutmayalım, insanlar benim yüz asmamı çekmek zorunda değil, kimse kimsenin somurtmasını çekmek zorunda değil. doğru kişilere, uygun şekilde, doğru zamanda bunu belli etmek lazım. benimkisi de laf işte; zaman hiç doğru olmaz aslında değil mi?..