hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.9.11

Yakarış

Ben iyi değilim. Hayattan en ufak bir zevk almıyorum. Hiçbir şey beni tatmin etmiyor, her şey biraz eksik sanki. Sadece gülmek eğlenmek değil, bütün duygular vücudumu terk etmiş gibi. Her film yavan, her espri sıradan, her dram olağan geliyor. Bir süredir mutlu olmadığımın farkındaydım ama en son abimin herkesin güldüğü bir şey sırasında "sen neden gülmüyorsun" dediğinde verecek cevabımın olmadığı fark ettiğimde benim için durumun daha vahim olduğunu anladım. İşin ilginci bir tane hayatımın olduğunu, bundan en iyisini almam gerektiğinin farkında olmama rağmen hayattan alınacak iyi şeyler bulamam olsa gerek. Tamam özel hayatımda bir türlü istediğim şeyler olmuyor, aile içinde de ufak tefek problemlerim var ama bunların haricinde kendimi çok şanslı hissetmem gerektiğini de biliyorum. Görüyorum, okuyorum insanların nasıl problemleri var, nasıl da çaresizler. Ama bir şekilde o cefalı hayatlarında kısa sürelerde de olsa gözlerinden yaş gelene kadar eğlenmeyi, gülmeyi beceriyorlar. Eğlenmeyi becermenin ciddi ciddi Allah vergisi bir yetenek olduğunu düşünüyorum artık. Sonra buharlaşabilen bir yetenek olsa gerek. Etrafımdaki kişiler, hayatlar, olaylar aynıyken yaşamın tadının tuzunun kaçması başka nasıl açıklanabilir ki. Hayatımın hiçbir aşamasında mükemmeliyetçi olmadım. Masa üzerindeki dağınıklıktan rahatsız olurken bile idare etmesini becerdim. Şu anda bir his, bir duygu duymam için  mükemmeli yakalamam mı lazım bilmiyorum. Mükemmelin ne olduğunu bulmak lazım zaten öncesinde. Biliyorum insanlar depresyon diyecekler, rahat batıyor diyecekler, diyecekler de diyecekler. Ama en azından bir duyguyu insan yoğun bir şekilde yaşamaz mı ya? Ne bileyim üzülür ez azından. Şehirden uzaklaşmayı, en kötü ihtimal intihar etmeyi filan düşünür ama de mi? Yok, o da yok. Bu yazıyı üzüntümden mi, kaygımdan mı, korkumdan mı neden yayınlıyorum en ufak bir fikrim olmayacak. 

Bir şey olsun, bir duyguyu doyasıya yaşayayım, lütfen Allahım.

25.4.11

Geleneksel Hayat Tespitleri #8 - Anlamı Olmayan Sabah

Bir sabah uyandığınızda birkaç senedir icra ettiğiniz mesleği yapmak için kendinizi motive etmekte zorlanırken bulursunuz. Aynı sabahı binlerce kez yaşamışsınızdır, ama o sabah artık pes etmişliği gözünüzün kenarındaki çapaklara kadar hissedersiniz. Belki insanların yaptıklarınıza, yazdıklarınıza veya yapmadıklarınıza karşı olan vurdumduymazlığı, belki de etrafınızda gördüğünüz, sizin hobilerinizi meslek edinip bundan para kazanan insanların verdiği haset ve kahır bunun sebebidir.

O sabah uyandıktan sonra birkaç dakika gözünüzü kırpmadan ya da kırptığınızı fark etmeden sabit bir noktaya bakarsınız. Muhtemelen de pencereden dışarıya. Bir şey düşünmezsiniz, eğer bakmak görmek sayılmıyorsa tabi. Aslında hayat fludur. Tam o sırada anneniz gelip oğlum/kızım işe geç kalacaksın diyerek hayatı çok net bir hale getirir; para kazanmak zorundasındır.

Para kazanma motivasyonuyla bir insan kaç gün daha böyle bir sabaha katlanabilir ki? İnsanlar sevdikleri mesleklerden niye soğutulur ki?

3.1.11

Geleneksel Hayat Tespitleri #7 - Bazen Her Şey Basittir


Benim bir tane en iyi arkadaşım var. Düzenli olarak görüştüğüm tek arkadaşım da kendisidir efenim. Bahsetmek istediğim olayın öncesi şöyle;

ö: Olm canım çok sıkkın lan.
ç: Siktir et ya, gel de pes oynayalım. Seninki de yine Ankara'ya geliyormuş, abisinin nişanı varmış. Abisiyle dalga geçecekmiş. 
ö: Abisi onla dalga geçecek asıl evde kaldın diye, haberi yok. Neyse, siktir et, geleyim de pes oynayalım.

İşte mühendislerin bu huyunu çok seviyorum. Canım sıkkın dediğimde bana durup bir saat vaaz çekmiyorlar, hayatın güzelliklerinden bahsedip pollyanna olmuyorlar ya da hadi gel omuzuma ağlavari liseli aşık muamelesi çekmiyorlar. "Siktir et" diyorlar. Hayat bir mühendis için bazen bu kadar basite indirgenebiliyor. Kadınların mühendislere olan nefretini de bu açıklıyor aslında. Onlar her şeyi karmaşık istiyorlar. 

Ama hayatta bazen "siktir et" diyebilmek lazım. Yoksa bu saate kadar oturursun.




Masaüstü arka plan fotoğrafı olarak bunu kullanıyorum şu sıralar. Sizden bu fotoğrafa bakınca ne gördüğünüzü yazmanızı istiyorum. Bir uçak, muhtemel bir okyanus gibi şeyler yazmayın ama. Yorum istiyorum.

22.11.10

Geleneksel Hayat Tespitleri #6 - Her Şey Boyanmaz

Bir çocuğa evi, arabayı ve ağacı boyattırabilirsiniz ama rüzgarı asla boyattıramazsınız. Bazı şeyler renksizdir, daha doğru bir deyişle renge ihtiyaç duymazlar. Bunların çoğunun özgürlük tasvirlerinde kullanılması da tesadüf olamaz. Rüzgar gibi, ışık gibi...

Renginin adını koyamadığımız şeyler, bizi özgür kılar.



Not: Arka planda Düş sokağı Sakinleri ve mor yel çalıyor. "yakın gel 'uçan' mor yel, çünkü uykular çok güzel..."

27.10.10

Cevapsızlık



Bazen hiçbir sebep yokken kendimi dört duvar arasına sıkışmış gibi hissediyorum. O anda nerede olduğum,ne yaptığım ya da kiminle konuştuğum hiç önemli değil. İnsanlığı sorguluyorum, dünyayı sorguluyorum, hatta evreni sorguluyorum. Var olmayı sorguluyorum. Niye sorusuna cevap arıyorum, arıyorum ama bulamıyorum.

Sonra bir şarkı açıyorum bana geçmişi hatırlatıyor. Şimdi sırası değil diyorum kapatıyorum. “Kadınlar şarkı gibidir, sözlerini unutsanız bile melodisi aklınızda kalır” sözünü hatırlıyorum ve gülüyorum. Aslında gülmüyorum da… Sonra düşünüyorum, dört duvar arasında olmak ne kadar yanlış yorumlanmıştır ve kullanılmaktadır. Her odanın altı yüzü vardır halbuki. Ben altı duvar arasında kalıyorum.

Tüm karamsarlığım üzerime çöküyor. Optimistliğin aksine karamsarlığın bir limiti yok. Sonuçta iyi maaş alıyorum diyen biri, aslında ne kadar para alamadığını hiç düşünmez. Aldığı para kadar optimisttir. Kazanamadığı kadar, ki bu epeyce çok ediyor, pesimist olma lüksü vardır. İnsan pesimist olmaya görsün, düştüğü yerin dibi bile olmuyor.

Sonra dip deyince aklıma Tyler Durden geliyor. “Sen işin değilsin; kazandığın para değilsin; cüzdanındaki para değilsin; sürdüğün araba değilsin; giydiğin kıyafet değilsin; sen dünyanın boktanlığında şarkı söyleyip dans eden birisin”. Ben bunların hiçbiri değilim. Bazen herkesin bir Tyler Durden’ı ihtiyacı oluyor. Ben gerçekten neyi istiyorum? Ben aslında kimim? Bu soruların cevabını gösterecek bir arkadaşa herkesin ihtiyacı oluyor.

Şu anı yaşa sözüne de bitiyorum. E ben şu anda anı yaşıyorum ama o an benim ağzıma sıçıyor, şimdi ne olacak? Hakikaten, yaşamak nasıl bir şeydi?

Dedim ya insanları, hayatı sorguluyorum diye. İşte ben dünyanın en iyi insanı olsam dahi babamı bir gün fazladan göremeyeceğim. Protonu 0.9c hızla gitmesi babamı bir gün daha fazladan görmemi sağlamayacak. Lanet olsun böyle bilime. 6 yıl tıp okuyup, bir sürü ameliyata girip, binlerce serum taksan bile babamı bana bir gün daha fazladan gösteremeyeceksin. Lanet olsun böyle tıpa. Bu kader ya da alın yazısı denilen şey çok boktan bir şey. Köşeye sıkışmış kediyi ezerek öldüren insanlar, 12 yaşındaki kıza toplu tecavüz eden kişiler yaşamaya devam ederken ben babamı bir gün daha fazla göremeyeceğim. Varoluş çok adaletsiz.

Soru şu:

İpler haricinde bir kukladan neyimiz eksik?

Cevapları bulamıyorum…

3.10.10

Geleneksel Hayat Tespitleri - #5 Haklı Olmanın Mutsuzluğu



"Genellikle, haklı olmayı seçiyoruz.
Haklı olmak adına küsüyoruz, mesafeler koyuyoruz, kırıyoruz, kırılıyoruz.
Yaşadığımız olaylarla sürekli savaşıyoruz.
Çünkü bizi yetiştirenler 'hayatla mücadele edeceksin' diyorlar.
Mutluluğu seçen insan için sadece barış vardır." 

-Öznür Özdoğan("Mutluluğu Seçiyorum" kitabından alıntı)

Bir seçim olarak mutluluk. Bunun üzerine de bir şeyler yazılır. Evet, bunu da erteliyorum, bu aralar çoğu şeye yaptığım gibi.

31.8.10

Geleneksel Hayat Tespitleri - #4 Paradoks

Herkes mutlu olmak için yaşıyor; ama hiç kimsenin yaşamak için mutlu olmaya ihtiyacı yok. Hayat, zaman akıntısına kapılıp giden bir gemide boşuna kürek çekmektir.

4.8.10

Geleneksel Hayat Tespitleri - #3

There is always hope...
Söze umut etme özürlü bir olduğumu söylemekle başlamalıyım sanırım. Buna rağmen bunun patolojik düzeyde olduğunu düşünmüyorum. Belki iyi bir dayağa ihtiyacım vardır. Daha önceden de bahsettim sıkça, çok fazla istediklerim gerçekleşmiyor diye. İki hafta önce Melike, Özlem ve Gökhan ile buluşmayı da çok istemiştim ve buluştum. Anladım ki hayattaki her şey gibi umutlar ve hayaller de bazen oluyor, bazen de ne yaparsak yapalım olmuyor. Diyeceğim şu ki, ihtimaller aksini söylese dahi hayatta her zaman umut etmeye değecek bir şey var.

2.8.10

Geleneksel Hayat Tespitleri - #2

Şu anda uykum yok ama sabaha çok uykum olacak. Şimdi uyumak gelmiyor içimden ama sabaha beş dakika fazla uyku için belki de kahvaltımdan fedakarlık yapacağım. Şimdi sebepsiz şekilde canım sıkılıyor, ama sabaha canım sıkılmasına bile sıra gelmeyecek. Bu ve bunu gibi durum-tahmin sebepleri her zaman hayatımızda bir çelişki uyandırır. Bu yüzden hayat asla zaman gibi doğrudan ilerlemez. Hayat, doğum ve ölüm arasındaki paraboldür.

26.7.10

Geleneksel Hayat Tespitleri - #1


Bu gece yüzüm bir karış ve canım sıkkın şekilde eve dönerken apartmanın girişinde iki kardeşi -evet, tanımıyordum ikisine de. Bakmayın bana öyle, bu devirde kim iyi komşu ki!?-  oyun oynarken gördüm. Biri kız biri erkek, yaşları sekizden küçük olan bu iki kardeşten kız olanın abla olduğunu anlamam zor olmadı. Merhaba dediğimde, yüzlerinde öyle bir tebessüm -bir tebessüm nasıl betimlenir inanın hiç bilmiyorum.-   oluştu ki, görünce “işte hayat bu yüzden güzel” dedim kendi kendime. Gülen insanları görmek, özellikle de çocukları görmek hayatı güzel yapmaya yeterli. Hayat bi’ karşılıklı sevince, bi’ de gülünce güzel. 

4.7.10

Yalnız Kalmak

Canım sıkılıyor, daha da sıkılacak gibi. Yalnız kalmak diye yalnızlıktan bambaşka olan bir kavram aklımı kurcalıyor şu sıralar. Yalnızlık çoğu zaman tercihim olurken, bu sefer yalnız kalma durumum benim tercihim olmayacak. Patron, izinleri kaldırıp, izinlerin yerine 1,5 maaş yaptığında ve buna sevinenleri etrafımda gördüğümde anlamıştım işlerin temmuz ayında benim için iyi gitmeyeceğini. Nitekim biraz önce ikizimi Fethiye'ye yolcu ettim. Zira annem ve abim de memleket yolcusu yakında. Evde yaklaşık on gün yalnız kalacağım gibi gözüküyor. Bu yalnız kalma durumu beni korkutmuyor dersem, bunu sebebi kendimi avutmak ya da çaresizlikten çare üretmek olacaktır. Düşünüyorum o on günü... Her ne kadar uyandırılmama sinir olsam da beni uyandıracak bir annem olmayacak, işten geldiğimde bana kapıyı kimse açmayacak, yemeğe oturduğumda iki laf edeceğim kimse olmayacak, salonda varlığına ve gürültülerini duymaya alıştığım kalabalık olmayacak. Yalnızlığa hep alışık oldum, ailemden uzun süreli uzak kaldığım da oldu ama belki de hayatımda ilk defa yalnız kalacağım. Biliyorum bu hayatı sürekli yaşayanlar da var, bu yüzden belki abartıyor gibi görünüyorum ama yalnız kalma fikri hiç hoşuma gitmiyor, n'apayım. Allah'tan yalnızlığımı unutturacak arkadaşlarım var. Bu süslenmiş yalnız kalma olayında onlar gereken faydayı sağlayacaklardır diye umuyorum. Desteğinizi bekliyor olacağım. Şizofren olmak bazen iyi olabilir diye düşünüyorum hem. Öyle işte, hayat bazen hep bize zormuş gibi geliyor.
 
Okuduklarınız tamamen benim yazdıklarımdır.
Okuduklarınız tamamen size kalmıştır.
yine beklerim.