23.12.10

Galatasaray

Hakkında armasının altında ezilen ruhsuz futbolculardan, futbol takımını ali baba'nın çiftliğine çeviren yöneticilerine; Serdar Özkan'ından, Gökhan Zan'ınına; bu takım 4-3-3 oynayamızdan, santroforsuz çıkılan maçlara; mercan rengi formasından, Arda'nın kaptanlığına; kötü oynayan futbol takımını protesto etmek için koltukları sahaya atan taraftarından, ultraslan taraftar oluşumuna; Ali Sami'yeninden Aslantepe'ye kadar birçok konuda paragraflarca şey yazılabilinir; ama bunlar zaten çok tartışılan ve yazılıp-çizilen şeyler. Başka bir pencereden olaya bakacağım; "Galatasaray sevgisi"

Maçlarına gidip destekleyen, çoraptan beresine kadar resmi ürünlerini giyinen veya gsm hattını, sigortasını, internet tarifesini kullanan bir taraftar değilim. Yani Galatasaray'ın ağzı olsa ve "ne hayırsız taraftarsın sen" dese yeridir. Ama biliyor ki ben onu çok seviyorum. Hatta ilginç bir şekilde yenildikçe, bu takım kümeye düşer denildikçe ve şampiyonluktan ligin daha ilk yarısında kopmuşken bile daha fazla seviyorum. Benzetmek belki yanlış olacak ama bu yönüyle bu sevgi tanrı inancına benziyor. Nasıl ki hayat bize kazık attıkça tanrıya sığınma gereği duyarız, ona dua ederiz, Galatasaray'a da yenildikçe daha fazla sevgi ile bağlanıyorum. Benzettim gayet de oldu.

Bir de şöyle bir "Galatasaray'a hitabe" var;

"Gözlerinizden "hasret" yaşları dökülebilir bazen...
Tarihi yazan aslanların tekrar kükremesini özleyebilirsiniz...
Kükreyişlerin sona erdiğine de inanabilirsiniz...

Arenaya her çıkışında tüylerinizi diken diken eden aslanlar,
"Gaflet", "Dalalet" ve "Hıyanet" içerenler yüzünden ayrı düşebilirler;
"Aslan Yürekliler" ormanlardaki yağmurlar yüzünden kükremeyebilirler...

İnancınızı yitirmiş olabilirsiniz; "Bizler inandık siz de inanın" dediklerinize;
Umudunuzu yitirmiş olabilirsiniz; "Duyun sesimizi!" diye haykırdıklarınıza;
Kasıgalar üzerinizde istediği kadar esebilir...

Ancak;
En kötü günde bile "En Büyük" olduğunuzu hatırlayın;
En korktuğunuz anlarda bile "En Cesur" olduğunuzu hatırlayın;
En yorgun gününüzde bile "En Güçlü" olduğunuzu hatırlayın;

Farelerin "Saray" ınızın çakıl taşlarını kemirmesi ile bu "Saray" yıkılmaz!
Bir günde "Kral" olmayanlar; "Bin" günde "Tahttan" düşmez!
Bunu unutan kimse; "Aslan" ın gazabını çekmeye mahkumdur."
  -Onur Aydın

Sarııııııııııııııııııııııı

20.12.10

Bir İtiraf, Bir Şarkı

Yaklaşık olarak son 2 ayda yazdığım/hazırladığım 21 yazının sadece 10 tanesini yayınladım. Niye diye merak edenleriniz olur diye nedenlerini yazayım.

Blog yazmaya ilk başladığımda "zaten yazıyorum bunları, yayınlayayım ne olacak ki" fikrindeydim. Daha sonradan da "bir cümleye takılıp iki satır yorum yazacağımıza, bununla ilgili yazılar hazırlayalım, yani daha etkileşimli olsun" istemiştim. Bu da çok ütopik bir düşünceydi şimdi kabul ediyorum. Artık ne özel hayatımı buraya taşıyarak blogu günlük gibi kullanmak, ne de olmayacak bir hayalin peşinden koşmak istiyorum. Yazılarımı yazıyorum; bazen paylaşıyorum, bazen de paylaşmıyorum. 

Zaten fazla bir seçenek de yok gibi. 

17.12.10

Müşteri Rahatsızlığı

Daha önceden de başka bir müşteri temsilcisiyle aramızda geçen dialogları yazmıştım. Bu sefer ki bambaşka ama, yazmazsam çatlarım. TTnet müşteri temsilcisi beni arar...

"Ben bilmem bilmem kim, Sayın S. hanım ile mi görüşüyoruz, yeni ttnet tarifeleri ile ilgili bilgilendirme yapacaktık da."
"Ben oğluyum."

Ev telefonu annemin üstüne olduğu için zamanında vekalet alıp ben açtırmıştım. Cep  telefonuna da kendi numaramı yazmışım. Allah beni kahretmesin emi.

"Kendisi ile görüşebilir miyiz?"
"Kendisi şu an yanımda değil, evi aramayı denediniz mi? Hem kendisi uzay çağında yaşıyor, telapati ile iletişim kuruyor, internet tarifelerinden anlamaz. Bana anlatsanız olmaz mı?"
"Güvenlik sebeplerinden ötürü kendisi ile görüşmek zorundayız beyefendi."

Kibarlığı da elden bırakmıyor. Konuştuklarımız galiba kayıt altına alınmıyordu...

"Tamam neyin reklamını yapacaksanız hayır diyoruz 'sülalecek'. Girdiği kadarından memnunuz biz, zorlamaya gerek yok..."

Sessizlik. Gözünü sevdiğimin sessizliği.

"O zaman biz başka bir zaman arıyalım; ne zaman annenize ulaşabiliriz?"
"Beni arıyarak anneme ulaşamazsınız, hayatın acı gerçeği beyefendi."
"Ev numarasından ulaşabilir miyiz?"
"Bi deneyin yarın, neden olmasın? Ama dediğim gibi anlamaz bu işlerden pek."

İyi günler dilenir ve telefonlar kapanır.

Yarın annem "oğlum ttnet'ten aradılar, ismimi sen vermişsin" diye zılgıt atmasa iyidir. Size sorarsa ben bir şey demedim tamam mı?

11.12.10

73

Televizyon ekranlarının en postmodern dizisi olan The Big Bang Theory'deki en marjinal karakter Sheldon Cooper tarafından tüm zamanların en iyi sayısı 73 seçildi. Şöyle ki;

73, 21. asal sayı. Tersten 37 oluyor, ki o da 12. asal sayı. O da tersten 21 oluyor ve 21 de iki asal sayı olan 7 ile 3'ün çarpımıdır. İkili sayma sisteminde 73 palindrom olur (palindrom cümle içinde böyle mi kullanılır?). Bir, sıfır, sıfır, bir, sıfır, sıfır, bir (1001001). Tersten okuduğunuzda tamamen aynı!

Matematik ortada, adam haklı. Sonuçta bükemediğin teorik fizikçiye tapacaksın.(?)

Aynı dizideki bir diğer karakter olan Raj ise en iyi sayının 5,318,008 olduğunu iddia etti. Hesap makinesine yazıp tersten okuyunca ortaya çok bilindik olan leblebi gibi bir kelime çıkıyor: "boobies" =))

Bu fizikçiler alem adamlar vesselam.

The Gates of İstanbul





see there, past that far-off hill
a tower held in the sky
hear there, in that dark blue night
the music calling us home

see there, in that far-off field
flowers turned to the sky
feel there, in that dark blue night
the music calling us home

stars may always guide our way,
from desert sands where winds blow harsh and long
but here's where our hearts will pray
and all our loves will slumber with a song

stars may always guide our way,
from desert sands where the winds blow harsh and long
but here's where our hearts will pray
and all our loves will slumber with a song

so now, if our hearts be true
and like a pool of truth reflect the sun
we will find right honour there
and keep us safe and lead us from all harm

then come love, let us dance all night
until birds they waken at the dawn
then come love, let us sing all night
and all our loves will slumber with a song

then come love, let us dance all night
until birds they waken at the dawn
then come love, let us sing all night

1.12.10

Bir Şehrin Ruhu

"Şehirlerin ruhu var mıdır sayın Özcan bey? varsa Ankara'nın ruhu ne renktir? :)"

Öncelikle ruhu nasıl kabul ettiğimizle alakalı. Ruhu “Bir kanun-u zîvücud-u haricî.”  olarak alırsak, bu ruh sadece canlılara özgüdür. Ama bir şehri, içindeki insanlarla birlikte, yaşayan ve sürekli büyüyen bir organizma gibi düşünürsek, şehirler için de ruh gibi, belki adına "şehri anlatan şeyler" demek daha doğru, metafizik bir güç vardır. Bir şehrin misafirperverliği ile diğerininkini ayıran da içindeki insanların oluşturduğu bu ruhtur. İnsanın ruhu tek, bölünmez ve sökülüp atılamazken; bir şehrin ruhu onlarca parçadan oluşan, değişken ve demokratik katılımın sonucudur.

Ankara'nın ruhu da spektrumun görünür bölgesinin en az enerjili rengi olan kırmızıdır. Soğuk ve enerjisiz.
 
Okuduklarınız tamamen benim yazdıklarımdır.
Okuduklarınız tamamen size kalmıştır.
yine beklerim.