30.12.15

Mutlu Yıllar





Blogundan mutlu yıllar dileyen o kişi oldum ben. Şarkı çok güzel, Yıldız Tilbe'nin "Delikanlım"sından bile güzel.



"Yaşam daralır, bu dümende"

7.10.15

Yaşanmamış Yıllar


Blogum benle aynı fikirde, 2014 yaşanmasa da olurmuş. Hiç yaşanmamış sayalım mı?

23.9.15

"Mutluysanız Boşuna Okumayın!"

Yazmayalı iki yıldan fazla olmuş. Muhtemelen kimse okumayacak ama ta en başından zaten okunsun, yüzlerce takipçim olsun diye bir hedefim olmamıştı. Ben yazayım benden çıksın tek amacım buydu. Yüzlerce takipçi olsa da büyük çoğunluğunun amacı sen de beni takip et olacak zaten. Sosyal medyaların hepsinde işler böyle yürüyor sonuçta. İş yerinde bütün çalışanlara laf olsun diye "iyi bayramlar" demek gibi bir şey bu. Her şeyimiz laf olsun diye zaten. Samimiyet kurban bayramında kekik satışlarının patlaması gibi bir şey hayatta. Çıkarcılık için konan yeni isimlerden biri samimiyet.

Neyse bayram değil seyran değil niye şimdi yazıyorsun diyen olacaktır. Yarın bayram siz böyle demeyin diye yazıyorum şimdi. Yok, birkaç tespitim var onları yazacağım. Geride kalan iki senede tek tek bakıldığında hayatımda birçok şeyi değiştirdim. Yeni iş, yeni bir arkadaş çevresi vesaire vesaire. Toplama bakıldığında ise hayatımda değişen hiçbir şey yok. Çok klişe olacak ama insan hayatı puzzle gibi. Geçmişte bir parçası eksik takılmışsa çerçevesini istediğin gibi süsle, duvarda hep o eksik parça göze batıyor. Geçmişe dönüp o eksik parçayı düzeltme şansımız var mı bilmiyorum. Bazılarımız için çok geç olmuş olabilir. İkinci tespitim burada devreye giriyor. Bunu tamamen Twitter'dan takip ettiğim bir avuç insanı genelleyerek çıkarttım. Tabi insan için en iyi örnek kendisidir. Sevenler, sevmekten korkanlardan daha fazla üzülüyor. Hayal kırıklığı üstüne koyarak büyüyen bir şey, asla sıfırdan başlamıyor. Bunu sadece sevmekle de sınırlamıyorum. İş, arkadaş, eş, dost, ülke aklınıza ne geliyorsa hepsini kapsıyor. 

Yeni işime başladığımın daha ikinci haftasında şöyle bir kız var ne dersin diye ağzımı yoklayabilen bir insanoğlu var. Hayatı bu kadar basite indirebilmiş, sevmeyi oyuncak yapmış insanlar var. Beni biraz tanısalar baştan "olmaz" diyeceğimi bilirlerdi. Onlar daha mutlu yaşıyor ama. Mutlaka hatalarım olmuştur ama şöyle geçmişe bakınca gerçekten sevdim diyebileceğim iki kişi var. Acı gibi her insanın sevgi eşiği de farklı oluyor sanırım.

Diğer anlatacağım şey de iş yerindeki bir abi ile alakalı. Sürekli "zorunlu nezaketten hoşlanmam" diye ortamda dolaşan biri. Bir gün bir sunumda biz böyle erkekli kadınlı oturmuşuz yine aynı lafı söyledi. Yahu zorunlu nezaket ne demek. zorunlu olmadığından yaptığın için onun adı nezaket zaten. Zorunlu olduğunda yapınca onun başka isimleri var (Yalakalık?). Kendisine bunu aynen söyledim. Artık sabahları günaydın demiyor bana. Muhtemelen beni büyüklerine saygısı olmayan biri olarak görüyor. Kısmet. 

Birkaç haftadır sürekli Selçuk Balcı dinliyorum. Fazla ağır şarkılar, dinledikçe insanı intiharı itecek cinsten. Gerçi önce bi sigara ve alkole başlamak lazım. İntiharın da aşamaları var, O bile zahmetsiz değil bu hayatta. Yok endişe etmeyin intihar filan edecek değilim, pes etmek yok sonuçta. 

Bu kadar karamsar şeyler yazmayacaktım, yine elimin ayarı kaçtı. Yarın bayram, neşe doluyor insan değil mi sonuçta? 

Uzun süredir böyle şeyler yazmıyordum, Sürçülisan ettiysem affola. Kimse okumayacak gerçi ama olsun.

26.8.13

Bugün hastanede küçük bir kız gördüm. Kolunu kırmıştı. Alçıda "kolum çabuk iyileş, okula başlıycam" yazıyordu. İşte bu hevesi nasıl oluyor da 10 yılda okuldan kaçmak için rapor almak için hastane hastane gezmek aşamasına getiriyoruz bunun cevabı aranmalı. Eğitimin sisteminin sorunu budur.

Büyüyüp büyük yerlere gel emi güzel kız.

9.8.13

Gelen yoğun talep üstüne sonunda zaman ayırabildim ve yeni yazımı yazmaya karar verdim. Ahaha yoğun dediğim de bir kişiydi aslında ama elektromanyetik teori dersinde hocamız tahtaya nokta koyup bunun yoğunluğunu hesaplayabilecek var mı dediği günden beridir her şey mümkündür benim gözümde. İmkansızlar da zaman alır de mi Fatih Hoca? Buraya bir şeyler yazmak en fazla 10 dakika mı alıyordur ama işte insanın bu 10 dakikayı ayıracak mecali de kalmayabiliyor bazen. Çok boktan bir dönemden geçiyor ülkemiz. Oturup bunlar üzerine uzun uzun yazmak lazım aslında ama bayramın hatırına ve şu anda o kadar yoğun bir yazı yazamayacağım için beni kötülemeyin.

...

Hani Ramazan da bitti, bütün ay oruç tutup bayram namazına da gitmemek olmaz deyip gidiverdim. Yılda iki kere kılındığı için nasıl kılındığını anlatmayacağım tabii ki. Beni vaaz kısmı ilgilendiriyor. Vaazı yapan hoca diyor ki bayramlarda yakınlarınızın mezarlarını ziyaret etmeyin unutmayın. Yuh! Gençliğimde (Daha yeni yaş aldım, bu konuda üstüme gelmeyin.) hatırlıyorum da hoca, peygamberimizin hayatını ve örnek davranışlarını anlatırdı. Örnek davranışları da hayatına dahil tabi, benim öyle yazdığıma bakmayın. Neyse, yani yakınlarımızın mezarlarını ziyaret etmeyi hatırlatma gereği duyacak kadar kaybolmuşuz. Dini vecizelerimizden ve örf adetlerimizden en basitlerini yapmamız için anlatılması gerekir olmuş. Bu hale nasıl geldik bilmiyorum.
Not: Pasif Çapulcuspor'luyum.

...

Nil Duru büyüdü kocaman oldu. 2 aylık ve 4.7 kilo. Artık dünyayı keşfetme ve bizi şebek etme aşamasında. Uyandığında ilgi ve kucak istediğinde ağlarmış gibi ühühü yapıp bizi ayağına getirmesinden tutun da dil çıkartıp sonra gülerek kafasına döndürmesine kadar. Dayıya dil çıkartma çok ayıp diyorum, gülüyor gyuli. Yaklaşık 1 aylıkkenki fotoğrafını twitter'da paylaştıydım, nazar değmesin diye mümkün olduğunca az fotoğrafını paylaşmamızdan ötürü oradan tekrar kontrol edebilirsiniz kendisini. Maşallah demeyi unutmayın ama.

...

Arda bu sene gelmeyecek, boşuna beklemeyin.

...

Neyse sıkıldım, kendinize iyi bakın.

18.4.13

Nasılsınız?

***

Son zamanlarda epeyce asosyal oldum. Böylesinden memnunum zira sosyal halimin çekilmez olduğuna kanaat getirdim. Sosyalliğin beraberinde getirdiği özgüven ve kendini beğenmişlik, hem kendim hem de etrafımdaki insanlar için tehlikeli hal alıyor. Bir nevi içimdeki Hulk'u açığa çıkartıyor. Bilmiyorum sizde de böyle mi? İçine kapanık ve sadece gerektiğinde iletişim kuran halim herkes için daha iyi. Niye bunları yazıyorum diye sorarsanız, cevabım biraz önce Melike'nin bloguna yazdığı son yazıyı okuyunca en son kiminle msn, Skype veya gtalk gibi bir araçla iletişim kurduğumu anımsamamamdır. Facebook, Formspring'i hiç kullanmıyor, Twitter'ı ise haftada bir zoraki kullanmaktayım. Tabi bu işin sanal sosyal kısmı ama sanal olmayan kısmı da farklı değil. Takip ettiğim diziler, filmler, belki biraz kitaplar bütün sosyal hayatım benim. Böylelikle kimse kırılmamış oluyor. Zaten insanlar da benle iletişim kurmak için can atmıyorlar, ne güzel.

Biraz depresyonda da olabilirim. Hani etrafınızdaki iyi insanlar incinmeye hatta ölmeye devam ederken hayatın anlamsızlığını, adaletsizliğini sorgular ya insan, bu aralar bana çok oluyor. Geceleri neredeyse uyumuyorum. Başka bir ülkede başka şartlarla doğmuş ve büyümüş olsaydım ne kadar farklı bir insan olurdum? Aynı şeyleri sorguluyor olur muydum? İyi insan kavramı göreceli biliyorum, her insan kendi çevresinde iyi diye nitelendirdiği bir gruba sahiptir (En azından öyle umut ediyorum.), hepsi mi inciniyor? Öyleyse sosyal medyada nasıl bu kadar mutlu ve hayatından memnun insan olabiliyor? soru hep aynı yere geliyor; mutlu olmak seçilebilinir bir şey mi? Sahte mutluluklar, esas üzüntülerden daha iyi mi?

***

Köye tapu kadastro gelmiş. Gelmez olaymış. Memlekette ne kadar insan varsa birbirine girmiş durumda. Dağ olmaya terk edilmiş dikenlerin insan boyuna ulaştığı yerler şimdi en yakın insanları, akrabaları, arkadaşları, dostları birbirine düşürdü. Bizim evde de yaklaşık bir aydır tek muhabbet bu. Annem kendi payına düşen hissesini istiyor. Hak da veriyorum çünkü annanem o ev yapılsın diye sırtında taş taşımış. Kadınların hissedar olarak görülmemesi de zaten saçmalık. Sadece ikizimi kızdırmak için güzel bir şey o kadar. Annemim yiğeni hem arsaları hem de evi kendi üstüne yapmış. Hadi anladık arsaları yaptın da annemin ve diğer dört kardeşin doğup büyüdüğü bir evi nasıl kendi üstüne yaparsın hiç mi vicdanın yok? Mahkeme yolları taştan. İşin içine para, arsa, mal mülk girdi mi insanoğlu en yakın olduğu insanları, süregelen ananeleri bile görmez oluyor. Lahitlerin içine koyulan altınların bir sonraki hayatta işe yaramadığını anladıklarında çok geç olmuş olacak.

***

Bilim-kurgu hayranı olduğumu bilmeyen yoktur herhalde. Bilim-kurgu ise hem dizi sektöründe hem de sinema sektöründe çok nadiren boy gösterir. İşte bu yoklukta Defiance diye yeni bir dizi başlamış. Uzaylılar dünyaya işgale geliyor, sonra yıllar sonra barış yapılıyor. Birçok uzaylı türü dünyada yaşamaya devam ederkenki kısımdan başlıyor dizi. Güzel kadınlar, kafası yamuk uzaylılar (Uzaylılar bir gün işgale gelirse sırf "bizim kafamız yamuk değil" diye alınganlık yaptıklarından olacak.), içten pazarlıklı dünyalılar, mekanik savaş orduları, post-apokaliptik dünya manzaraları, vurulduğunda pat diye yere düşen örümceğimsi yaratıklar, bu türden ne kadar klişe varsa var içinde işte. Bir şans vermeye değer, birkaç bölüm takip edeceğim siz de edin.

***

1,5 ay sonra dayı oluyorum. Nil Duru'nun dayısı olacağım. İsmi ilk başta içime sinmedi ama dedeler, nineler bir şey demeyince öyle bir isme karar kılmışlar. Bana sorduklarında illa iki isim olacak diye ısrar edince "hamsili ekmek" koyun demiştim. İki isme karşıyım, okula ve evde farklı isimlerle çağrılan çok kişi gördüm. Gerek yoktu. Neyse sağlıklı olsun yeter. Bir sonraki yazımda belki bir fotoğrafımızı paylaşırım, maşallah demeyi unutmayın.

***

Kendinize iyi bakın, mevsime aldanmayın, iyiliğe tutunmaktan vazgeçmeyin. SEE YA!

 
Okuduklarınız tamamen benim yazdıklarımdır.
Okuduklarınız tamamen size kalmıştır.
yine beklerim.