Baştan uyarayım, filmi daha önce izlememiş olup içerik bilgisi okumaktan rahatsız olacak varsa bu yazıyı okumasın.
Teyzem vefat ettiğinden beri izlediğim Türk filmlerinin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Gora, Eyyvah Eyvah, Nefes, sayabildiklerim bunlar. Babam ve Oğlum, Av Mevsimi, Issız Adam gibi onlarca ses getiren filmi izlemedim. Bunlara Fatih Akın’ın filmlerini de ekleyebilirsiniz. İyi mi yapıyorum bilmiyorum, ama yanlış yapmıyorum en azından. Durum böyleyken Kaybedenler Kulübü’nü izledim bugün.
Bu filmin neredeyse ikinci bir “Fight Club” etkisi yaratmış olması izlemeye karar verme sebeplerinin başında geliyor. “Dövüş Kulübü’nün birinci kuralı, dövüş kulübü hakkında kimseye bahsetmemektir” gibi bir temele dayanıyor film aslında. “Kaybedenler Kulübü’ne hoş geldiniz, sizinle daha önce yattık mı?”. Şunu anlatmak istiyorum son zamanlarda izlediğim en maskülen filmdi. Ağırlıklı olarak dram izlediğim bir dönemde filmlerin kadın ağırlıklı olması gayet normal, o yüzden bu film izlediğim filmlerden bu yönüyle ayrılıyor.
Kaan (Nejat İşler) ve Mete (Yiğit Özşener) üzerine kurulu bir film. İki kafadar arkadaş olan Kaan ve Mete birlikte radyo programı yapıyorlar. Programın adı da Kaybedenler Kulübü. Açıkçası burada konuşulanlar oldukça baydı beni, insanlar bunlara tapıyor çok ilginç. Bir arkadaşım gelip bu muhabbetle başlasa -en kibar ifadeyle- “git bi çay koy” derim. Filmin belki de en olmamış noktası da bu aslında. Kaybeden (doğuştan loser) olarak lanse edilen bu ikili nasıl kaybeden diye şaşkınlıkla izliyorsunuz. Her gün bir başka güzelle gününü gün eden ikiliyi “kaybeden” olarak kabullenmekte zorluk çektim film boyunca. “E bunlar kaybedense biz neyiz lan” diye düşünmüyor değil insan. Kim yazmıştı hatırlamıyorum ama çok hoşuma giden bir söz var bunun hakkında, şöyle bir şeydi: “Gerçek kaybedenin kulübü olmaz…”.Yönetmen de bunu fark etmiş olacak ki radyo programına telefonla katılanların hikayelerini gerçekten acıklı yapmış. “Ölmeyi düşünüyordum, sizi dinlerken ölmeyi unuttum” diyen Pendikli ressam abimizin hikayesi kaybedenler kulübüne yakışacak cinstendi.
Kaan ve Zeynep (Ahu Türkpençe) arasındaki tüm o aşk, ayrılık ve romantizm sırasında, benim daha filmin başında fark ettiğim ve Zeynep’in tek cümle ile arada geçiştirdiği bir husus gözlerden kaçıyor. Kaan ve Mete oldukça donanımlı insanlar. Film sırasında da anlıyoruz ki kaybeden olmak aslında onların tercihleri. Biz böyleyiz ne yapalım diye bir kabullenmişlikleri var. Filmin sonunda da Kaan, Mete ve Murat (Rıza Kocaoğlu) her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır sözünün doğruluğunu uygulamalı gösteriyorlar. Zeynep’i kaybeden Kaan, anne desteği alan Mete ve filme nereden girip nereden çıktığı belli olmayan sevgilisinden ayrılan Murat hayatlarını düzene sokma kararı alıyorlar. Radyo programı bitiyor, film bitiyor.
Filmde dikkatimi çeken birkaç şeyi daha yazayım. Film boyunca “o kadar yalnızız ki” mesajı verilip duruyor. Açıkçası hiçbiri yalnız değildi. Radyo programını bile en iyi arkadaşınla sunuyorsun sonuçta, bu yüzden mesaj çok havada durdu. Bir diğeri de Zeynep, Kaan’a gelip “Gitme dersen gitmem” dediği sahne. Hiçbir kadın gelip doğrudan “Gitme dersen gitmem” demez, yediremezsiniz bunu. Tamam belki ima eder ama kadın tabiatını az çok biliyoruz, değil mi? Git de lan diye bekledim, ses çıkarmadı. Sonuç aynı oldu. Üç şıkkın ikisi aynı aslında. Sonuncusu da filmin müzikleri milyon kere denildiği üzere çok güzel. Mfö - yalnızlık ömür boyu çalmaya başladığında biraz kıskandım ama. Bu şarkı çok sevdiğim şarkılardan biri, herkes tarafından bilinir hale gelmesini istemezdim. Neyse, daha çok güzel şarkıları var onlarla yetinirim artık.
Neticede filmi beğendim. Ne öyle başyapıt denilecek kadar güzel, ne de yerin dibine sokulacak kadar kötüydü. Ayırdığım vakti boşa geçirmiş gibi hissetmediğim sürece o film benim için güzeldir. Bu da öyle bir film. Nejat İşler’i ve Ahu Türkpençe’yi hiç beğenmem, dolayısıyla da sevmem. Yiğit Özşener’i ve bu filmde ufak rolleri olan İdil Fırat ile Rıza Kocaoğlu’nu ise çok beğenirim ve severim. Böylesi karışık bir oyuncu kadrosuyla yönetmen Tolga Örnek iyi iş çıkartmış açıkçası.
